17 Mayıs 2009 Pazar

Kaptan Pilot Derya Günaçan

Efendim biraz biriktireyim yazmak istediklerimi diye bekledim bekledim, başladım yazmaya bakalım hayırlara vesile olur inşallah.

Pegasus Başlıktan anlaşıldığı üzere yazımızın öznesi kaptan pilot Derya Günaçan bu sefer. Geçen hafta İzmir'den Ankara'ya "otobüs yerine değişiklik olsun bu sefer de uçakla gidelim" diyerek Pegasus havayollarından -kendilerine inat airlines demiyeceğim, yeter bu kadar İngilizce değil mi?- iki kişilik bilet aldık. Daha önce de aynı hatta Anadolu Jet ile uçmuşluğumuz vardı da "bakalım bir de bahaneyle Pegasus'u da görelim ve deneyelim" de dedik. Uçağımız tam zamanında havalandı. Otobüslerin bile hakim olamadıkları zamanlama konusunda bir uçağın bu kadar başarılı olmasını çok takdir ettim. Bilindik anonslar yapıldı falan, pilot adını verdi, hava durumu, yolculukla ilgili genel bilgiler derken az sonra Uşak üzerinden geçerken pilot uçağın sağ tarafından nerenin sol tarafından nerenin göründüğünü söyledi derken az sonra manzara hakkında yorumlar eşliğinde derken çok hoş bir izlenim bıraktı bende. Eşimle aramızda işini seven, kendine güveni olan bir insan olduğu kanaatine vardık. Hatta bir de varacağımız planlanan süreden 10 dakika daha erken varacağımız müjdesini de verdi ya, "tamam!" dedim; "yarın bir şirketim olursa bu adam da o şirkette olacak" diyecek kadar da beğendim kaptanlığını.

Uçma tekniklerinden falan anlamam bilmem, o konuda diğer pilotlardan kötü de değildi iyi de... ama dediğim gibi çok hoş izlenimler uyandırıyor yaptığı anonslar... güneş batışından bulutlara, aşağıda nerenin göründüğünden hafif sarsıntıların sebeplerine değin ayrıntıya girmeyen ama bilgilendirici anonsları sadeydi ama bir o kadar da güzeldi. Çıkışta kokpitin kapısından seslenesim geldi içeriye ancak beni tanımadığı için çatlak biri olduğumu düşünür diye sesimi çıkarmadım.

Yeri gelmişken Anadolu Jet ile Pegasus arasında karşılaştırma yapmam istenebilir diye kısaca değineyim -bu paragraf kaptanla ilgili değildir-: Anadolu Jet'te ikram yapılıyor ama atla deve değil tabii bir dilim kek ve bir bardak miktarı kapalı su... Pegasus'ta bu da yok... ama onlarda satış var; kola, sandviç benzeri şeyler satıyorlar ama biraz pahalı sanki... bir kutu kola 5 ytl idi yanlış hatırlamıyorsam ama 6 ytl de olabilir. Piyasanın yaklaşık 4-5 katı pahalı satış yapıyorlar. Eh 1 saat yolculukta da boğazınız ötmez ya, idare edersiniz durumu siz de. Bir de uçaktan uçağa değişir mi bilmiyorum ama Pegasus'un koltukları daha rahatıma gitti benim ama aralarında kayda değer bir fark yok onu da bilesiniz. Sadece Pegasus'un koltukları deri -ya da onun gibi bir şeydi- diğeri de bildiğiniz uçak koltuğuydu ama Anadolu Ulaşım adlı firmanın otobüsleri bence ikisinden de rahat koltuklara sahip.

Derya Bey'e uçuşlarında aynı güzelliği devam ettirmesini acizane tavsiye eder, mesleğinde başarılarının devamını dilerim. Mesleğinde böylesine istekli, hevesli ve fark ortaya koyan insanları acizane desteklemeye devam edeceğim.

Saygılar...

23 Nisan 2009 Perşembe

Yaşasın 23 Nisan

Ülkemizin ulusal egemenlik ve çocuk bayramını kutlar, ulusal egemenliğin büyükler tarafından daha iyi anlaşılıp uygulanmasını temenni ederim.

30 Mart 2009 Pazartesi

Bazılarının Siyaset Anlayışı ve Anlatamadıklarım

Türkiye'de yaşamanın -Dünya şartları göz önünde alındığında- ne kadar tuhaf bir durum olduğunu sanıyorum herkes kabul eder. Ben de bu güzel ülkenin vatandaşlarından biri olmanın mutluluğunu ve güzelliğini daha doğrusu tadını çıkarmaya çalışsam da nedense güzelim ülkemin güzelim insanları biraz ayrım yapmaya bu ifadeden de doğrusu biraz insanlar arasında sınıflandırma çabalarına meraklıdır. Nedir bu merak ben de bilemiyorum da, tahminlerim var elbette. En başta cehalet olsa gerek, sonra o bitmez tükenmez nefs -genç kuşağın ya da bilimin deyimiyle- ego, daha sonra da aptallık. Evet her yerde olduğu gibi çevremizde de aptallar olduğunu görürüz de, neden ve nasıl bu kadar çok olduklarına şaşırmadığımız için bizler de aptal sayılır mıyız ki? Neyse bu soruda benden insanoğluna armağan olsun.

Gelelim meselenin özüne, asıl söylemek istediklerime. Şu aralar seçim gündemde malumunuz, açılan her konu bir vesileyle seçimlere bağlanıyor ve insanlar görüş alışverişinde, yorumlarda, değerlendirmelerde bulunuyorlar. Bu elbette insanların en doğal hakları, isteyen istediği adayı destekler, desteklemez. Yakın çevremde her türlü görüşe sahip insan bulunur; sırf düşünceleri nedeniyle hiçbirini ayırmam, dışlamam ve buna cüretim de yoktur ve haddime de değildir. Ben kimim ki? Benimle aynı fikre sahip olup kavgalı olduğum ve zıt fikre sahip olup da can ciğer olduğum insanlarla yaşıyorum. Şimdi buradan itibaren yazı iki ana düşünceyi anlatmaya çalışacak, çok kolay ama insanların anla-ya-madıkları bir mesele bu.

Birincisi, ben babamla aynı fikri taşımak, aynı partiye oy atmak, aynı futbol takımını tutmak -örnekleri çoğaltabiliriz- zorunda değilim; değilim de bu kadar basit bir düşünceyi insanlar anlayamıyorlar. Zaten çok da uyumlu bir baba oğul değildik belki ama gene de bu dediklerim doğru anlaşılması zor olmayacak bir düşünce gibi geliyor bana. Babam başka bir insan, ben başka... iki farklı insan, iki farklı DNA, iki farklı beyin. Yukarıda cehaletten dem vurdum ama bu dediğimi anlayamayan salaklar yüksek öğrenim görmüş... hatta biri doktora yapmış bir insan oğlu. Salakları da severim ama, salak dedim diye sevmediğimi zannetmeyin bu şahsı. Her türlü düşüncenin yanısıra değişik yapıdaki insanları da severim, ayırt etmem ve salaklar da bunlardan biridir. Çok salaklı oldu bu paragraf da be! Olursa olsun ya, bu kadar çok salağın arasında bu kadar salak kelimesi geçmesi doğal değil mi? İnsanlar babalarıyla aynı da düşünebilirler ha, o zaten çok sık rastlanan bir örnek belki ama ben ya da bir başkası öyle olmak zorunda değil ki. Bizim burada zorunda arkadaş. Baban solcuysa sen de solcusun, sağcıysa sağcı... illa bir insana bir kulp takarız. Hay al o kulpu sen uygun bir yerine tak e mi? Nedir bu kadar kategorize etmek insanları ya?

İkinci meseleye gelelim: Sırf düşünce nedeniyle insanlar arasında ayrı gayrı gözetmiyorsanız gene size bir kulp takılır ki o da şudur: ne mal olduğunuz belli değildir. İlla bir mal olmak zorundasınız bu memlekette, bir mal değilseniz gene itibar göremezsiniz, sevilmezsiniz. Muhakkak bir çevreye ait olmak zorundasınız, öyle bir sağda bir solda çay içersen senin hakkında “ne idüğü belli değil” denir, hatta belki casus bile derler ha. Üniversitede iddia etmişlermiş de, bunu çok sonra öğreniyorum da epey şaşırmıştım. Bir grup da polis olduğumu iddia etmişti, ama onlar mert insanlardı ki gelip yüzüme söylediler düşüncelerini. Cevaplarımla ikna olup olmadıklarını bilemem de dürüstlük sanki üniversitede kaldı, oradan sonra benim yanıma bir daha uğramadı. Bu iş hayatına atılınca dünyanın kaç bucak olduğunu göreceğimi söyleyip dururlardı da, bu kadar tıngırdık insan olduğunu söylemezlerdi.

Onun için siz siz olun babanızın izini takip edin, doğru yanlış ayırt etmeyin de otlayın... şimdi bu ifadeden babanızın sözünü dinlemeyin anlamını çıkaran olursa da adam değildir o kadar söyleyeyim. Sonra da sadece sizinle aynı fikirdeki insanlarla düşüp kalkın yoksa altından kalkamazsınız.

Burada çokça hakaret içeren kelime kullanmak zorunda kaldığımın farkındayım ama kusura bakmayın, bu düşüncelerimi anlatabilen başka kelime bulamadım. Her ne kadar amacım kimseyi kırmak üzmek değilse de, sürç-i lisan ettiysek affola.

Hey koca Atatürk, bu memleket insanı sen cumhuriyeti ilan ederken de böyle miydi?


26 Mart 2009 Perşembe

Küresel Isınmacılar

Buralarda yani İç Anadolu civarında yaşıyorsanız hâlâ baharın gelmemesinden şikayetçi olsanız gerektir. Yani aslen Egeli olan ben buralarda bu günlere kadar baharın nasıl olup da gelmediğini anlayamıyorum. Şu meşhur "mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır" sözünün doğruluğunun kanıtlandığı günler geçiriyoruz biz burada. Tabii Egelilerin, Akdenizlilerin dünyaları bahardan ibaret şu aralar.

Efendim bugün geldi yarın gelecek derken bir türlü gelmeyen bahar bana geçen yılı hatırlattı ama tam tersiyle. Geçen yıl bu zamanlar bir küresel ısınma modası almış başını gitmişti. Zaman zaman olabilir, ısınır da soğur da bu havalar böyle ama bunu yakın çevreme anlatamamaktan muzdariptim. Sanıyorum şimdilik daha iyi anlaşılırım. Neydi o öyle "vay efendim dünyanın şu kadar suyu kaldı, bu kadar gazı kaldı, bu kadar ...." ne oldu? Hani ampul yakmak dünyayı ısıtıyordu, hani tropikal meyveler yiyerek bunlara katkıda bulunuyorduk. Ne oldu? Tamam bakın bu ve diğer bazı şeylerle dünyanın ısınması -ki ben böyle bir şeye şu anda inanmıyorum- durdurulabilecekse durduralım ama ısınmaysa ısınma ama her sene olması lazım değil miydi bunun? Sene 2008, bir damla yağmur düşmeyince küresel ısınma diye milletin moralini bozacaksın, ertesi sene sel varken bir kere bile ekrana veya gazetelere bu konuda bir açıklamada bulunmayacaksın. İddianda haklıysan bu sene niye göstermiyorsun ısınmacı, haksızsan niye çıkıp da "biz yanılmışız" diyemiyorsun eşek kafalı yaratık.

Bu tür serserilerin sözünü ciddiye alan sanılandan fazla insanın yaşadığı bir ülkenin vatandaşıyız. O nedenle Türkiye'de salaksanız, bir söz söylediğinizde inanan sizden daha çok salak çıkabiliyor. Vay ısındı vay ısınacak... Eeee... bizde teorilere kanıtlanmış muamelesi yapılır genelde ve geçen sene de yapıldı kafamı bozdular ama bu sene cehennem olup gittiler. Demiyorlar ki "ey vatandaş! Yanıldık, kusura bakma yokmuş böyle bir halt" veya "ey vatandaş biz geçen senelerde böyleyken böyle dedik ama bu sene geçici bir durum var, biz haklı olduğumuzu gene düşünüyoruz -Allah korusun- sene gene geçen sene gibi olacak" ama olur mu? O zaman insanlık yapar.

İyi yapma zaten çünkü bizim balık hafızalı -kim biliyorsa ve kim ölçmüşse hafızalarını artık, o da başka bir konu- insanlarımız bazen bazı şeyleri hak ediyorlar.

15 Mart 2009 Pazar

Başbakan Olursam Kadınlara Dair Bir Projem Var

Efendim malumunuz şu aralar ülkemizin gündeminde siyaset var ve değerli büyüklerimiz birbirlerinin kuyusunu kazmakla meşguller, hiç olmazsa ben yapıcı bir proje koyayım ortama da görsünler görmediklerini diyerek başlıyorum ülkemizin gelişmesini, kalkınmasını, verimliliğini arttıracak projemi açıklamaya:

Başlıktan anlaşıldığı üzere projem kadınlarla ilgili olup art niyetli bakılmazsa yani öküzün altında buzağı aranmazsa işe yarayan yönlerinin de olduğu görülecektir.

Sabahları işe giderken dikkatimi çeken bir husus var, bilmem bu diyeceklerime siz ne diyeceksiniz? Bakın otobüse, dolmuşa veya herhangi bir toplu taşıma aracına bindiğinizde kadınlardan kaynaklı bir huzursuzluk olur ve bu genellikle de gidiş gelişin yoğun olduğu saatlerde daha da belli olur. Mesela bir otobüse sadece erkekleri bindirseniz aşağı yukarı 100 kişi binebilecekken bu sayı kadın erkek karışık bindiğinde 80'lere bile zor varır. Neden? Çünkü çok sıkışıklık olduğunda kadınlar ya ters ters bakarlar, ya başlarlar söylenmeye ve en nihayetinde cadılık yapmaya... Bunda tamamen haksızlar mıdır? Değillerdir, bazen fazlasıyla haklıdırlar çünkü gerçekten tacize uğrayanı da olur, uğradığını sananı da olur. Bu durumdan da kadınlardan çok erkekler rahatsız olur çünkü çoğunun kötü bir amacı ve niyeti yoktur ama sıkışıklık esnasında kapıya doğru hareketlerinde zorunlu olarak sürtünürler -gerçekten zorunlu olunan durumları kastediyorum- ve cıngar kopar ve evine ekmek götürmek üzere yola çıkan erkek de kimi zaman sapık olarak nitelendirilerek dayak yer ve günü zehir olur. Burada gerçekten sapık olan yaratıklardan bahsetmiyorum, günlük insani durumlardan bahsediyorum.

Zaten yukarıdaki resim, şimdiye kadar yazdıklarımı tek başına özetleyebilecek niteliktedir. O nedenle bir daha bakmanızı salık veririm. Şimdi ben diyorum ki: Oylarınızı bana verirseniz, kadınların mesaileri 1,5 saat geç başlayacak ve 1 saat erken bitecek. Evet... hem de aldıkları ücret değişmeyecek. Ne dersiniz bayanlar baylar?

Sizce bu önerim ülkemizdeki işe gidiş geliş sıkıntısı rahatlatmaz mı? Hem karılar kocalarını işe göndermelerinin ve dolayısıyla kadınlıklarının hiç olmazsa bir boyutunun hazzını yaşayacaklar, hem kocaları da karıları tarafından işe gönderilmenin mutluluğunu yaşayacaklar; kocasını işe gönderen kadın mutfağını toplayacak, evini akşama hazırlayacak, icabında çocuğuyla sabah 1 saat daha ilgilenebilecek ve akşam da evine zamanında gelerek kocasına güzel, sıcak yemekler sunmanın mutluluğunu yaşayacak ve adam da bir evin babası olmanın güzelliğini bir kere daha yaşayacak.

Hani toplumun çekirdeğiydi aile? Eee... karı koca çalışılan durumlarda bu öne sürdüğüm proje ailenin daha güzel daha yaşanabilir bir kurum olmasını sağlamayacak mı? Kadın belki görünüşte 2,5 saat az çalışmış olacak "belki" ama o zaten evinde de boş durmaz ki, orada da çalıştığına göre ve bu şekilde evinde belki de daha çok yorulacağına göre haksızlık da yok. Daha ne? Alan memnun satan memnun işte.

Aslında projemin iyi yönleri bu kadarla sınırlı değil, düşündükçe daha da çok faydaları olduğu görülecektir. Belki de aklıma geldikçe bu yazıya projeyle ilgili daha başka fikirler de ekleyebilirim ha...

Bu nedenle oyunuzu bana veriniz, size söz veriyorum... ... ... .

09 Mart 2009 Pazartesi

Mevlid Kandilinizi Kutluyorum

Dünyanın ve ülkemizin barışa en çok ihtiyacının olduğu dönemlerden birini yaşıyoruz diye düşünüyorum. Gerçi yaşadığımız asır ve coğrafya bize bu duyguları çok yaşatmıştır ve belki de maalesef yaşatacaktır ama umut dünyası malumunuz... saflığımı korumayı yeğliyorum. Böylesi bir durumda da insanlığa barış getiren, Müslümanları kardeş ilan eden ve haksız nedenlerle savaşmayı kesinlikle yasaklayan bir peygamberin ve güzel insanın ümmetinin bir ferdi olmaktan gurur duyuyorum. O nedenle, bu güzel insanın doğum gününün hepimize hayırlar getirmesini diliyorum ve onun ipine sıkı sıkı sarılmanın yegane kurtuluş yolu olacağı şeklindeki düşüncemi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Güzel dualarınızdan ben fakiri de mahrum bırakmayın.

02 Mart 2009 Pazartesi

Saçınızla Başınız Dertteyse

Efendim burada kozmetik işine de el atıp sizleri engin bilgilerimle aydınlatmazsam sorumluluğumu tam anlamıyla yerine getiremeyeceğim için, bunu da yapmam lazım. Burada saçınızla başınızın dertte olması ifadesini biraz açmazsam anlama özürlü zavallı insanlar üzüleceği için başlığı biraz açalım: Burada kastedilen, saçınızla sorun yaşama durumunuz olup başınızın burada geçme nedeni, sadece deyimde kullanılmasıdır. Yoksa bu bir şampuan olup başınıza saçla ilgili faydası olur, başka bir faydası olmaz.

aha da size bahsettiğim dfn garlı
ne uzattım lafı da be... alt tarafı acizane bir tavsiyede bulunup yatacağım. Resmini gördüğünüz şampuan, DFN GARLI adıyla satılmakta olup defne ve zeytinyağı kullanılarak hazırlanmış, tabii bir dolu kimyasal içerikli bir şampuan ama şimdiye kadar kime tavsiye ettiysem hiçbir şikayet almadığım bir ürün. Ben bunun pazarlamacısı değilim, alım satım işleriyle bir alakam da yoktur ancak şahane bir şey yapmış adamlar, haklarını vermek namına yazıyorum bu yazıyı. Ola ki saçınızda kepek sorununuz vardır, ne bileyim sağlıksızdır, ve daha bir dolu sorununuz olabilir, bence bunu mutlaka deneyin. Fiyatı da normal sayılır. Diğer ürünlerden çok ucuz değil ama pahalı hiç değil. Büyük marketlerde bulunamayabilir ama genellikle aktarlarda -doğrusu attardır ama neylersin işte...- ve eczanelerde bulabilirsiniz.

Mesela benim eşim bu işlerden çok anlar, öyle kafasına göre kullanmaz bu tür şeyleri, ben kullanırdım da o kullanmazdı ve bu aylarca böyle devam etti ama birgün şampuanı bitmiş, kullanmak zorunda kaldı ve kalış o kalış, hâlâ bunu kullanıyor. O derece yani... ha gene de "yok ben bunu duymadım, yabancı markaya para vermek daha mantıklı geliyor" diyenlerdenseniz, ben de diyorum ki: Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı. Yurdum insanının ticari manada kaliteyi yakaladığı ender ürünlerden biri.

Bir de saç bakım kremi yapmış adamlar, o da "defne exractlı" ibaresi haricinde güzel bir ürün. Oraya extract yazmasan da Türkçe bir şey yazsaydın olmaz mıydı adam? Yani yapmışsın bir ürün, Türk malı diyoruz, kaliteli diyoruz seviniyoruz ama orta yerine illa ki gavurca bir şey yazmak zorunda mısınız sanki? Neyse, bu ürünü de kullandım, güzel, saça çok iyi geliyor ama sadece şampuan bile yeterli normal bir saça. Mutlaka bir denemenizi öneririm. Ama bir de ufacık bir uyarım olsun, saçınızı çok iyi durulayın bu şampuan ile yıkadıktan sonra, normal şampuan için duruladığınızdan biraz daha fazla suyla durulayın ki daha da iyi sonuç alabilesiniz.

Ha, aman öyle defneyle zeytinyağını karıştırarak ben de yaparım demeyin, batırırsınız ortalığı da sonra bir de sizinle uğraşmayalım.

Deneyip burada da deneyimlerinizi paylaşırsanız ben de buradayım. Çok hayır dua edersiniz çoook.